Genel, Ortaya Karışık
Yorum Yapın

Olamaz mı? Olmuş bile olabilir…

8d75dcecd947ba22a20d97058b93acca

Crying woman (1937) by Pablo Picasso

Hayat çok garip, insanlar çok garip. Güldüğümüz ve ağladığımız şeyler çok garip. Düşünsene, Allah X birini yaratırken şunu demiş olabilir mi; “şuraya itin tekini yaratayım, bu kızı da sapsaf yaratayım. Bu kız gidip o itoğlana yansın. İt bu ya, kızın duygularını harcasın, kız da günlerce ağlasın.” Olamaz mı? Olmuş bile olabilir…

Kızdığımız şeyler çok garip… Sevdiğimiz şeyler çok garip, nefret ettiklerimiz çok garip… Garip bir düzen kurulmuş, eğitim sistemimiz garip, iş yaşantımız apayarı bi garip. Gencecik pırıl pırıl bir kız, lakin yeni yetme… Çıkmış şarkısını söylüyor sahnede. Veriyorlar eleştirinin dibine… İzleme kardeşim? Dinleme!! Yok efendim “eleştiriye açık olmalıymış!” Sebep? Senin eleştiri diye kurduğun cümleleri millet kavgada hakaret diye sıralıyor!! Buna ne diyeceksin peki güzel kardeşim?? Nereden bu özgüven? Nereden bu bilirkişilik?

Ben anlamlandıramıyorum! Neresinden tutsak elde kalan durumlar silsilesinin içindeyiz insanlık olarak… Aslında panik olmasak, bu kadar su da yutmayacağız belki. Daha oyun çağındayken, zeka seviyesini gözetmeksizin tüm çocukları sabahtan akşama “eğitim” adı altında kurumlara topluyorlar. Belli bir yaşın üzerinde, çocuk ruhundan zerre anlamadığına kalbımı basacağım amcalar-teyzeler (yetkililer yani), bu çocukların kapasitesini ve yeteneğini gözetmeksizin bir “müfredat” belirliyor. Sonra “neden bizim ülkemizde Picasso çıkmıyor?” Neden çıksın canım kardeşim? Nasıl çıksın? Velev ki çıktı, nasıl tutunsun. Acından mı ölsün? Ayrıca ona kız da vermezler… Sigortası yok. Sabit bir geliri yok. Devletin işi gücü yok boya ve tuval indirimi kanunu mu düzenleyecek… Peh! Ne yedirecek bu adam ailesine; guaj boya mı?

***

Çocukluğumdan bu yana hep oyuncu olmak istemişimdir. Tek hayalim, kılıktan kılığa, karakterden karaktere girerek alkışlar almaktı. Bir salon dolusu insanın karşısına bir gün Kürk Mantolu Madonna, bir başka gün Çalıkuşu Feride, bambaşka bir gün aşık Juliet olarak çıkıp alkışlayanlar karşısında reverans yapmaktı… Bir yandan üniversite, bir yanda çalışma hayatı derken biraz para biriktirip dersler almaya başladım. Gel zaman git zaman tiyatro aşkı baki kalıp, ilgimi TV oyunculuğu çekmeye başladı. Nedense aldığım eğitimin gidişatı da bu yöne doğru kayıyordu. “Tamam” dedim, “olsun, bir yerden başlamış olurum.”

Süreç haliyle yavaş ilerliyordu. Tiyatro için evet ama TV oyunculuğu için önümdeki örnekleri de baz alırsak öyle çok büyük yeteneklere de gerek yoktu hani. Anlıyordum az da olsa sistemi. Azıcık genel geçer bir güzelliğin varsa, kadraja sığacak kadar rol yapabiliyorsan gerisi kolaydı. Torpil illa gerekiyordu ama iyi niyet, azim ve sevimlilikle bu durumun da üstesinden gelebileceğime inandırmıştım kendimi. Öyle de oldu; bir gün hatrı sayılır izlenme oranı olan (bu bilgiyi sonradan edindim, o zamanlar yalnızca dizinin adını ve senaryoyu biliyordum) bir dizinin yan rollerinden biri için cast arayışına girdiklerini, bizim kurumu aradıklarını ve bu role uygun 10 kişi seçmelerini istemişler. O 10 kişiden biri de bendim. BEN! Ben buna sevinmeye fırsat bulamadan, fiziksel özelliklerim ile (ve sınırlı yeteneğimle bu role uygun olduğumu) ve seçildiğimi bildirdiler.

“Sevinçten ölmek” diye bir şey var millet. Emin olun var! Azraille gözgöze geliyorsunuz. O diyor ki, “aha şimdi benimsin!” Ben diyorum ki “nah seninim!” O diyor ki, “alacağım canını!” Ben diyorum ki, “and the Oscar goes to….”

Eve gittim. Anneme sevinç çığlıkları içinde anlattım durumu. Her bir detayıyla. Uzun uzun, ballandıra ballandıra… Bugün düşünüyorum, benim kızım gelip bana sevinçten ağlayarak, bir başarısını (ya da başarı gördüğü bir durumunu) anlatsa, ben de ağlardım onunla beraber. Annemse bayıldı!

Evet evet şaka yapmıyorum. Kadın şak! diye düştü bayıldı. Evde benden başka kimse yok! Koştum kolonya getirdim ellerini-şakaklarını ovdum, yüzüne su döktüm, hafifçe yanaklarını tokatladım ayılsın diye, yok! Annem olduğu yerde bir ölü gibi yatıyor…

Evin kapısına koştum, açıp var gücümle apartmanın içine bağırdım “yardım edin, koşun annem bayıldı, koşuuuun!” diye. Sağolsun komşular da yıllardır sükut içinde yaşadığımız apartmanımızda böylesi bir aksiyon beklermiş gibi ışınlanarak geldiler. Bir zaman sonra annem nispeten kendine geldi ve onca insanın önünde ilk söylediği cümle şu oldu;

“Ya sana hamile rolü verirlerse, ben elaleme ne derim?”

O kadar da cahil bir kadın değildi benim annem. Hamile rolü vermek ve hamile bırakmak arasındaki farkı anlayabilecek kapasitedeydi; anlamamayı seçti. Kızının sevincini ve başarısını değil, elalemin kenafir dillerini bağlamayı seçti. Artık yapacak bir şey yoktu. Ya annemi seçecektim ya da annemin beni silişini seyredecektim. İnadını biliyordum. Yedi düvel bilirdi hatta… Silerdi beni. O olmadan yapamazdım. Onun desteği, onun duası, onun kalbi olmadan asla yapamazdım, biliyordum. Öylece bırakıp her şeyi, gidemezdim. Gidemedim de… O defter de o şekilde, annemin üstün performansı ve yürek dağlayan endişeleri ve yalvarışları arasında dürülüp bana girmiş oldu.

***

Tam 10 yıl oldu. O günden bugüne tek bir taş koymadım duvarımın üzerine. Kurumdan ayrılıp iş hayatına yoğunlaştım. Bol bol sigortalı gün biriktirdim kendime. Yalnızca 2 kere gittim tiyatro izlemeye ve ikinisinin de ne konusunu ne oyuncularını hatırlamıyorum çünkü sadece ağladım. O sahnede olamadığım için ağladım. Her gidişimde, satın aldığım koltuğa oturup, oyunun başlamasını beklerken başlamak suretiyle, oyun bitip herkes çıkana kadar agladım.

10 yıl oldu demiş miydim? Peki “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” demiş miydim? Şöyle ki, yeğenim 11 yaşında ve oldukça yetenekli. Şimdilerde annem ablamı sıkıştırıp duruyor “bu kızı tiyatroya gönderelim, eğitimini alsın” diye…

***

Hayat çok garip. Öz annen de olsa, insanlar çok garip. Hayatın bize sundukları çok garip. Düşünsene, Allah beni yaratırken şunu demiş olabilir mi; “hmm.. sıra geldi bu kıza… ben bu kıza biraz güzellik, biraz yetenek, bir o kadar da fırsat sunayım. Ama ona öyle bir ana vereyim ki, yeteneği yalan olsun, öyle mal gibi sabah 9 akşam 6 masa başı çalışsın!” Olamaz mı? Olmuş bile olabilir…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s