Genel
Yorum Yapın

Gitmelere dair bir yazı…

 

4e01e14c9b7996aa0d3e4424c650568a

Kesinlikle boş veremiyorum. Öğrenemiyorum boş vermeyi. Sanki ben bir şeyleri arkamda bırakırsam gelip hepsi beni bıçaklayacak arkamdan. Bitsin, hatırlamayayım, sürmesin, sürdürmeyeyim istiyorum. Yapamıyorum. Geçmişi paçasına yapışmış peşi sıra sürükleyen bir tek ben miyim?

İçinde sıkıştığım geçmiş beni kendine hapsetmiş ve ben umutsuz bir tutukluyum yalnızca. İdama gitmek ya da serbest kalmak aynı şeymiş gibi yalnızca bekliyorum, neyi beklediğimi bile bilmeden.

Yorgunum deyip ağlıyorum orada burada… Yaşanmışlıkların yükü diyorum, taşıyamıyorum, diyorum.

Kimse de çıkıp demiyor ki zaten ne diye taşıyorsun ki yaşanmışın yükünü… Geleceğin heyecanını taşımak varken yaşanmışın yükü niye?

Silip atmak, huzurla önüme bakmak varken, bu kısıtlı özgürlük niye? Bir s,gara yakıp, ağır ağır çekiyorum içime zehrini…

Zaten hiçbir zaman yeterince özgür olamayacağım. Bunu biliyorum. Sorumluluklar, kısıtlayıcıdır. İlerleyen yaş, sahiplenilme ve sahiplenme güdün… Aşkın… İlişkin… İşin… Sağlık problemlerin… Kayıpların… Her biri, zincirdeki bir halkayı daha çıkarır sonsuz uzun gördüğün özgürlük tasmandan. Sonunda bir bakarsın, hiç ait olmadığın bir yerin kapısında bir ucu, diğer ucu boynunda… Söküp atsan “bu saatten sonra” nereye gidecek ne yapacaksın ki? Üstünde kalsa, sen artık buraya ait değilsin… Özgürlük bela mıdır yoksa reva mı hala bilemedim.

Kendimi sevecek bir yol arıyorum. Kendimi serbest bırakıp yağız atlar gibi koşmak istiyorum. 4 nala ve arkama bakmadan koşmak… gittiğim yolu hesap etmektense yolun kendisi olmak istiyorum ve bir de hiç pişman olmamak…

yol

Gitmek ile kalmak arasında çok ince bir çizgi vardır ve bu çizgiyi gitmek ile kalmak arasında kalan kişi de genelde fark edemez. Bu ikisi arasında kalan ve ‘kalmayı’ seçen esasında çoktan gitmiştir. ‘Gitmek’ cesaretini gösterenin de elinde artık hiçbir şey kalmamıştır. Hangisi daha kolay diye sormayın bana. Ben gitme şerefine nail olamayanlardanım. Ve lakin gidenlerin ağır hayranıyım. Geride bıraktıkları şeye bakmadan veyahut ayaklarına bağ, yoluna taş olmasına müsaade etmeden gidebilen kraldır. Sabreden, susan, doğru anı bekleyen ve o doğru anın geldiğini hissettiği an ‘ceketini alıp gidebilen biri’ kraldır.

Mutlak hakimiyet duygusunun esiri olmayı içten içe reddedip, zamanı tartabilen kraldır.

Serde gitmek varsa şayet, bağlasan durmayacaktır. Bunu karşıdaki de bilir. Bilir ve bildiğinden mütevellit daha da sarıp sarmalamaya veya daha da sıkmaya başlar. Kimse ‘ben biliyorum senin bir ayağın eşikte, gitmek istersen sana dur demem, hayat senin hayatın’ deme özgüvenine ve saygısına sahip değildir. Zira ego vardır ve egonun olduğu yerde ne yazık ki saygıdan da sevgiden de bahsedilemez.

Neden gideni tutarsınız? Neden görmezden gelip sanki aranızdaki en çok kalmak isteyen oymuş gibi davranırsınız ki?

***

Mesela annem, babamın gitmek isteyeceğini hiç mi düşünmedi? Bence düşündü. Babam daha önce de gitmek istedi. Denedi. Olmadı. Olmamış yani. Yarısından döndüğü yolun izi sol elinin bileğinde ve bir bahçede onlarca hemşire ile çekilmiş eski bir fotoğrafta kaldı.

Annem hiç mi fark etmedi babamın mutsuzluğunu, umutsuzluğunu, hayata kırgınlığını, yemeden içmeden kesilişini, dalıp dalıp gitmelerini hiç mi görmedi? O kadar mı ilgisizdi ya da kocasını tanımıyordu sizce? Bence hayır! Kalan, gidene kendinden ötürü yol açmaz. Kalan yalnız kalacaktır çünkü, kalan hep kendini suçlayacaktır ve tercih etmez. Giden bir kere gitti mi kalan hep gidişinin bekçisi olur da ondan… Kimse dönmeyeceğini bildiği birini ilelebet beklemek istemese de kalış raconu bunu gerektirir bazen…

Bileğimize atmak zorunda değiliz o jileti. Bazen beynimize atarız, hatıralarımıza ve unutur gideriz. Bazen topuklarımıza atar, tabana kuvvet koşar gideriz, bazen ruhumuza atarız o jileti, bedenen olduğumuz yerde durur, ruhen basar gideriz.

Gitmek özgürlük. Gidebildiğin kadar varsın bu hayatta. Gidebilecek olduğun kadar özgürsün ve gittiğin yerdeki sen kadarsın gerçek olan sen! Kaldığın değil.

Akla bir kere girdi mi bu kurt, kemirir de kemirir, durduramazsın. En mutlu olduğun anda, en kocaman kahkahanda, en güzel seksinden sonra, yağmurdan sonraki toprak kokusunda, bir bebeğin gülüşünde, trafikte ışıklarda beklerken, markette alıveriş sepetini iterken,  yaktığın sigarandaki ilk nefesinde, en yakın dostunun en önemli gününde, hatta kendi doğum gününde…

Sana güzel gelen ne varsa o anda gitmek düşer aklına. Durulursun. Mahzunlaşırsın. Bazen çabuk toparlar ortama ayak uydurmaya devam edersin, bazen iyice içine çekilirsin. Bir anda susar bütün sesler. Işıklar söner. Siluetler kaybolur yavaş yavaş, bir ampul yanar önünde ve karşında uzanan sonsuz yolu görürsün. Koyu renk asfaltın kokusu gelir burnuna. Hava ne soğuktur ne sıcak ama güneş vardır ve yakmaz. Acıkmazsın, susamazsın, uyumazsın, özlemezsin, sinirlenmezsin. Bu hisler saniyenin dörtte biri uzunluğunda çekilip alınır senden. İçinde olan tek gerçeklik yürümektir o yolda, bir an evvel yola revan olmaktır. Yol içine çeker seni. Geride bırakmaktır çoktan vazgeçmeye hazır olduğun şeyleri. Ve artık hazırsındır; tam adımını atacakken bir ses duyarsın; ‘hayatım, hadi uyan artık, ben çıkıyorum! Sen de geç kalacaksın…’

*2017-Nisan*

Benden, bütün ‘kalakalmış’lara gelsin. 🙂

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s