Genel
Comments 3

1. Gün: Sevmekle hakkından gelinmiyor nefretin…

Rezervasyonu günler öncesinden yaptırmıştık. İçerisi hınca hınç dolu, sosyetenin en gözde mekanlarından biri. Herkes iki dirhem bir çekirdek. Ambiyans tam anlamıyla insana kendini Avrupa’nın en güzel şehirlerinin birinde, bilmem kaç yıldızlı bir restoranında hissettiriyor. Az sonra canlı müzik başlayacak ve muhtemelen bir asgari ücrete mal olacak yemeğimiz daha da şenlenecek.

Özel günlerden birinde gelmeliydik belki de buraya. Lakin sevmem ben özel günleri. Bana kutlayacak daha şahsi şeyler gerekti hep. Basit şeyler; yeni aldığım kot pantolonum, kuaförde fön çektirdiğim saçlarım, mailime yanıt veren ve olumlu görüşmeler yaptığım bir müşteri adayı veya sabahki seksimiz… Kutlamaya değer, basit, şahsa münhasır şeyler… Öyle doğum günü, sevgililer günü, yeni yıl… Bana göre değil… Zorlama geliyor, mecbur kılıyor insanları.

Daha birkaç saat önce hayvan gibi kavga etmiş, ağza alınmayacak laflar işitmiştim. Her zamanki gibi çok kırılmış, sessizce ağlamıştım saatler boyu. Sevgililer günüydü ve biz, en adi sevgililik mertebesinde dahi olamayacak kadar nefret doluyduk. Birbirimizi merhametsizce süzüyor, şahsen ben onun ölmesi için yalvarıyordum içimden Allah’a. Aradan ne kadar bir zaman geçti bilmiyorum-sanırım birkaç saat-yanıma geldi. Ama ne gelmek… Elinde baltayla koşan bir Viking gibi daldı odaya “hazırlan çıkıyoruz” dedi.

İçimde bir umut kıpırtısı… Belki beni vakti zamanında davul zurnayla aldığı o apartmanın önüne geri bırakır diye… Nereye, dedim. “Yemeğe” dedi.

Yemek mi yiyeceğiz şimdi? Aklındakileri sırala desen aç karnım listeye dahil bile değilken, ağzımda biriken tükürüğü zar zor yutuyorken, ben içimin acısından nefes alamıyorken, adam beni yemeğe davet ediyordu. Ama öyle bir davet ki adeta yemeğe mecbur ediyordu. Yemesen olmaz şimdi de, gel gelelim ben yiyeceğimi yemişim…

Neyse, konumuz bu değil. Buna benzer ama tam bu değil.

Özel günleri sevmem ben. Bana daha spesifik şeyler lazım demiştim. Ama belki de gerçekten özel günlerden birinde gelmeliydik. Madem geldik, mecbur eğlenecez! Neden? Çünkü kapitalist düzenin piyonlarıyız hepimiz. Yine, deliler gibi kavga etmişiz. Nasıl mutsuzum. Nasıl kırgın… Ha, kavga dediysem öyle sizin bildiğiniz kavgalardan değil. Kavga denilen şey iki kişinin arasında gelişir. İki kişi, bir konuyu, ortak bir paydada, her ikisinin de tatmin olacağı şekilde bir noktaya bağlamak için şiddetle tartışırsa bunun adı kavgadır; bence! Bizde; o kafasına bir şeyler takar. Düşünür düşünür, içinden çıkamaz. Çıkamadıkça şişer, şiştikçe düşünür ve nihayet bunların hiçbirinden haberi olmayan bana gelir, büyük patlar. Sanki kafasında kurdukları gerçekmiş veyahut benim haberim varmışçasına… Ya da aklından geçen şeylerden ben sorumluymuşum gibi…

Ben susarım. Karışmam. Dalaşmam. Kötü söz söylemem. Ofsayt düşmemek için çizgilerimi, karşı takımın oyuncusunun pozisyonunu gözetirim. Kırılırım ama kırmam. Ben kavga edemiyorum ya. Ben birinin gözüne bakarak sövemiyorum. Ben kırıp dökemiyorum. Normal insanlar bunları dışından yaparken ben içimden yalnızca ölmem/ölmesi için dua ediyorum. Çünkü korkuyorum.

Ana yemek öncesi bir şişe kırmızı şarap açtırdık. Canlı müzik dinleyeceksek adabına uymak lazım. Türkü bar değil orası! Tabii ki çıkmadan hazırlandım. Özenle ve gözyaşları içinde… Kirpiklerimden yanaklarıma akan maskaramın karasına aldırmadan, elimden geldiğince ve yalnızca kendim için. En sevdiğim elbiselerimden biri sırtımda, yüksek ökçeli ayakkabılarım ve tüm hüzünlü zarafetimle şarabımı yudumladım, oturduğum koltuk genişliğindeki sandalyemde.

Hüzün eski ve yırtık bir hırka gibidir. Ne olursa olsun, hatta istediğin kadar kahkaha at, insanların acıyarak bakan gözlerinin menzilinden kaçamıyorsun. İlla kanayan yaranı gören ve haline üzülen birileri çıkıyor…

‘Başka zaman gitsek daha doğru olur’ diye düşünüp bunu da uygun bir şekilde dile getirmiştim. Alternatif de sunarak; “eğer illa dışarıda yiyelim dersen, eve yakın yerlerden birine gidip, yer, döneriz” demiştim. Ancak tabii ki reddedildi. Zira onun dediği olacak! Olsun bakalım. Birbirimize bahşedecek 2 kelamımız, sevgiyle bakan gözlerimiz ve gram iştahımız yokken…

Ana yemekler geldi. İlk kadehler bitti. Bir sanat eseri gibi önümde duran tabağım bana, ben tabağıma bakıyorum. Müzik başladı. Önce, hiç bilmeyenin bile kulağının aşina olduğu birkaç klasik müzik eseri, ardından tam bir JoyFM klasiği olan slow hitlerden birkaçı ve sonra… Sanırım bu hayatta en sevdiğim ve beni en hüzünlendiren eserlerden biri; Farid Farjad’ın Goleh Pamchal’ı çalmaya başladı.

Yaklaşık beş buçuk dakikalık bu eser boyunca 2 ya da 3 kere nefes alabildim. Soluksuz, sessiz bir ağlama krizi. Gözyaşlarımdan önümü görmüyorum. Nasıl bir boşalmak anlatmamın imkanı yok. Bin yıllık acım aktı gözlerimden. Kırgınlıklarım yanaklarımdan önümdeki tabağın içine doldu. Kızgınlıklarım yaktı gözlerimi, burnumun direğini. Hasretim yalnızca huzura… Şarkının son notaları da basıldıktan sonra biraz kendime gelmek üzere lavaboya gittim. Çıktığımda kapıda bekliyordu. Beni merak etti sandım önce ama… Hesabı ödemiş, valeye verdiği arabayı istetmiş. Eve gidiyormuşuz. Zaten tabağıma dokunmamışım. Zaten hiç gelmemeliymişiz… Rezil olmuşuz…

Rezil olmak ne ilginç bir eylemdir. Nerede ne zaman, ne yaparak rezil olacağını katiyen kestiremezsiniz bu hayatta. Götünüz açık gezersiniz adı moda olur da şarkıda ağlarsınız adı rezillik olur. Değişik tabi. Anlamak lazım. Hırsı bana değil, hırsı kendine. Anlıyorum ama dayanamıyorum. Ne yapayım?

Hafifçe kolumdan sıkarak yönlendirdi beni kalabalığın içinden kapıya doğru. Bu hafifçe sıkma eylemini annem de yapardı ben küçükken. Çocuğum, gördüğümü istediğim zamanlar oluyordu. Hafifçe tuttuğu elimi sıkıp çıkarırdı beni her neredeysek. Kimse anlamazdı. Yemin etsem inanmazlardı. O kadar profesyonelce yapardı bunu ve anlamı şuydu; hele bi eve gidelim, ben biliyorum sana yapacağımı.

Bu da aynıydı. Tuvaletten kapıya doğru yürüyebilmek için birilerinin kolumdan tutmasına hele hele sıkmasına hiç ihtiyacım yoktu, yolu bulurdum. Ama o hareket satır arasında bir tehditti; hele bi çıkalım şurdan o zaman hesaplaşıcaz!

“Geç kullan arabayı” diye buyurdu çevirmelere gelesice. Geçtim kullandım. Bir tümsekten geçtim biraz süratle, dikkat etmedim, görmedim tümseği. “Adam gibi kullan” dedi. Sarı yandığına adım gibi emin olduğum ışıkta azıcık daha süratlenip geçtim. Kırmızıda beklemek istemedim çünkü “kırmızıda geçtin kör müsün?” dedi. Yol bomboştu. Araba üç bin motor. Biraz bastım. “yarak mı var bu kadar basıyosun, yavaşla biraz yavaşla!” dedi. Eve geldik, göt içi kadar park yerine hangar kadar aracı sokamadığımdan “bir boku beceremiyosun, in şurdan ben yaparım” dedi. Yapamadı. Otoparkta park halindeki tüm araçların sahiplerine ana avrat sövdü. Eve girdik. Elini ışığı yakmak üzere düğmeye atmasıyla ampulün patlaması bir oldu. Yemin ederim Edison’a bile sövdü. Kendimi yerine koydum. Nefreti ve öfkesi ağır geldi taşıyamadım. İçeri girip sakince abajuru yaktım. Loş sarı ışıkları oldum olası sevmişimdir. İçim bir saniyeliğine huzurla doldu. “Kahve yapıcam kendime, sen de ister misin?” dedim, çay istedi o, çay demledim. Demini almasını beklemeden de sızdı kaldı uzandığı koltukta.

Kahvemi uzun uzun içmeyi severim ben. Soğutarak ve son damlasına kadar tadını alarak. Yanına bir de sigaramı alıp çıktım balkona. Derin bir nefes çekerken içime aklımda tek bir düşünce vardı; ‘sevmekle hakkından gelinmiyor nefretin!’

***

 

Reklamlar

3 Comments

  1. Altını çizerek söylüyorum; SOLUKSUZ okudum! Gerçek olaylar dizisi olmamış olmamasını dilesemde, yaşanmadan anlatım gücüne güç katılmadığını bildiğimden yaşanmış bir durum olduğundan kanaatle öfkeliyim şu an biraz. Eline sağlık, devamını yazar mısın? Ertesi sabahı yaz lütfen!

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s