Genel
Yorum Yapın

Naapıcaz?

Kredi kartı sanırım dünyanın en güzel buluşlarından biri. Ülkemizde varlığını sürdüren insan ırkı bunca zamandır kullanmasını öğrenememiş olsa da umudumu koruyorum. Kredi kartı borcu ödemekten imanı gevreyenler, her ay yalnızca kartının asgari ödemesi için kıçını yırtıp a6ced2b800bc8c2c2aabb8fbe7ace446çalışanlar, borcunu kapatıp daha az aylık ödeme sorumluluğu isteyenler için tüketici kredileri… Allahım, bu nasıl bir batak böyle?!…

Bankalar önce kart satmak için müşteri kovalıyor. Akabinde bu müşterilerin harcadıklarını tahsil etmek için peşinde koşuyorlar. Bizi bu düzene yenik bırakan sistemin de Allah belasını vermiyor ki…

İşin komik tarafı, icat amacının çok uzağında kullanılıyor. Esas amaç, ‘nakit para bulunmayan hallerde, paranın karşılayabileceği ölçüde bir limit çerçevesinde, reel paraya gösterilmeyen müsamahalar karta gösterildiğinden taksit yapılması ve ay sonuna dek düzgünce döndürülen bir şahıs ekonomisi… Biz naaptık? ‘aaa 5bin TL limitim var. Cırt pantolon, cırt ayakkabı, cırt mutfak alışverişi, cırt, cırt, cırt… ‘

ilk zamanlarını hatırlayanınız vardır illa bu meretin. Yatay, uzun, dikdörtgen bir düzeneğin içine 3 nüshalık faturalar konur, kart onun üzerine konur ve düzeneğin bir başından diğer başına çekerek, kredi kartının kopyasını altında bulunan faturanın üzerine geçirirdik. ‘Şak’ diye hallolurdu ama tabi kimlik kontrolü, imza atmak gibi bir takım kişisel gizlilik unsurları çok mühimdi. Dolayısıyla bu işlem birkaç dakika sürerdi.

Sonraları klasik pos makinaları icat oldu ve daha güvenli bir alışveriş için manyetik sistem geliştirildi. Kartın arka yüzündeki siyah şeridi posun içindeki boşluktan geçirip, kartı okuturduk. Çıkan slipe imza atardık. Birçok yerde yine kimlik sorulurdu, bize mi ait yoksa babanın cüzdanından mı yürüttün diye… Bu işlem de birkaç dakika sürerdi; tabi pos kartı tek seferde okursa…

Ardından zaman tasarrufu olması ve daha da güvenli bir alışveriş olması açısından (sanıyorum ki, yani…) çipli sistem geliştirildi. Her kartın bir çipi, her çipin bir şifresi oldu. Şifreler doğum tarihinizi içeremez, üst üste aynı rakamları içeremez, e doğal olarak kimseyle paylaşılmaz oldu. 4 hanelik bu şifrelerle ‘cırt cırt’ sistemi hayatımıza tek kalemde girmiş oldu. Bu sıralarda bankalar, BDDK, firmalar filan oturup anlaşma yaparak 2’den anasının nikahına taksit imkanı tanıdılar. Kimisi vade farklı kimisi vade farksız ama mezar vadeye dek bölünebilir oldu. Sizin talebiniz toplam tutarın üçe bölünmesi, artı iki taksit banka otomatik veriyor; etti beş. Mağazanın daimi müşterisi olduğunuz için 3 de oradan; etti 8. Kasiyerin amcasının oğlunun milli olmasını kutlamak için de banka yeniden 4 taksit daha soruyor. Kabul ediyorsunuz (kulağa harika geliyor çünkü) ve bir külotlu çorabı 12 taksitle alıyor ve henüz ilk taksidinin vadesi gelmeden de çorap çöp oluyor. Yaşamadık mı? Yaşadık!

Neyse ki tam bilmediğim bir sebepten ötürü devlet buna el koydu da maksimum 9’a bölünebiliyor alışverişler, o da belli bir tutarın üzerindeyse sanıyorum. (maksimum taksit tutarı bilgim dahilinde değil, zaten bu da bir bilgilendirme yazısı değil)

Şimdilerde ise yeniden yepyeni bir sistemle posa tutup ‘dıt’ sesini duyunca ödeme işleminin başarılı olduğunu söyleyen ‘temassız’ özelliği geliştirildi. Dolayısıyla ‘cırt cırt’ sistemi de yerini akbil gibi kullanılabilen bir alışveriş sistemine bıraktı. Tabi bunların yanı sıra akıllı telefondan ekranı okutup geçmek de özelliklerden bir başkası. Her şey daha da, daha da ‘DAHA DA’ düşünmeden tüketebilmemiz için. Her şey, alıp-vermekle ilgili. Ama tabi bir sefer vermekle olmuyor. Mesela alışveriş yapıyorsunuz ve kasada kartı ‘veriyorsunuz’ ama esas olarak extre kesim tarihinden sonra ‘veriyorsunuz’.

Evet alışverişinizi nakit parayla yapmıyorsunuz belki ama borcunuzu nakit parayla ödemek zorundasınız. Sanal para olmuyor ne yazık ki… Nakdiniz oraya gidince, ay sonunda ata sporumuz olan avuç içi yalama’ya da düşmemek adına yeniden karta yükleniyoruz. Kart, para, kart, para, kart, kart, kart… Hani para?  YOK! Neden? Çünkü bitti! Aradaki makas da açıldıkça açılıyor haliyle. Bir türlü o eski dengeli, olunca harcayıp, olmayınca kırıp dizimizi oturduğumuz devir mazi olup düşüyor hatrımıza…

Bu kısır döngüden bizi ne kurtarır emin olamıyorum. Belki kartın borcunu ödemeye devam etmeli ama fiili olarak hayatımızdan çıkarmalıyız. Eninde sonunda o borç bitecek ve biz her şeye baştan başlayabileceğiz.

Belki gerçekten gidip kredi kullanarak borcumuzu kapatmalıyız.

Belki elde avuçta olanı satmalıyız. Bilemiyorum. Bildiğim, güvendiğim ve gerçekleşmesini umut ettiğim tek şey şu; uyuşturucu ile mücadele olduğu gibi kredi kartı kullanımıyla da mücadele geliştirilmeli. Çözümler sunulmalı, eğitimler verilmeli ve devlet bir kere verip de karşılığını alamadığına el uzatmalı, bunu karşılıksız yapmalı… Bu sistem minik minik hayatımızdan çıkmalı. Kazandığımıza artık elimiz değmeli. Yazık… Her sabah işe gideceğiz diye arkamızda bıraktığımız bebemize yazık. Geri kaldığımız sohbetlere yazık. ‘Ay sonunu nasıl getireceğim’ diye geçen gecelere yazık… Bu insanları bu kadar çaresiz bırakan asgari ücret artışına yazık…

Zengin zaten zengin…

Yazan; ben. Yazdıran; hayat. Ütopya’dan sevgilerimle…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s