Genel
Comments 4

Seyahat: Fas/ Kazablanka

Herkese merhaba,

Geçen hafta müşteri ziyareti ve birkaç toplantı için 4 günlüğüne gittiğimiz Kazablanka seyahatimizden bahsetmek istiyorum sizlere… mp2

Avrupa’nın neredeyse tamamına yakınını tavaf etmiş biri olarak ilk defa bir Afrika ülkesine ayak bastım. Çıtayı kontrolsüzce yükselttiğimden olacak, korkunç bir hayal kırıklığı hissettim. 2003 yılında Casablanca’yı (1942 yapımı, IMDB 8,5) izlediğimde koymuştum aklıma orayı ziyaret etmeyi. Bana göre ‘inanılmaz’ bir şehirdi. Rüya gibi bir okyanus şehri…

Türk Hava Yolları’nın direkt uçuşu ile Atatürk Hava Limanı’ndan Muhammed V. Hava Limanı’na indik. İner inmez de korkunç bir pasaport kuyruğuyla karşılaştık. Zaten uçak içerisinde kabin ekibinin dağıtmış olduğu tek sayfalık formları doldurmuştuk. Pasaportla beraber o formu da ilgili kontrol memuruna teslim ettik. Uzun uzun inceleyip geçmemize müsade ettiler. Pasaport kontrol noktasından tam 10 adım ilerideki kapıya doğru yöneldiğimde başka bir memur yeniden pasaportlarımızı istedi. Evirdi, çevirdi, inceledi ve nihayet geçmemize müsade etti. Kapıdan geçip 5 adım attınca mecburi istikamet yürüyen merdivenler… Merdivenin başında başka bir memur dikiliyor. Yeniden pasaport kontrolü…. Alt kata indiğmizde 100 metre kadar yürüdük yeniden bir memur ve yeniden pasaport kontrolü… Seyahatimizdeki ilk ve son boş günümüz akşamın körüne dek pasaport kontrolü ile geçecek diye düşündüm. Yemin ederim, abartmıyorum; 8 kere filan başka başka memurlar tarafından kontrol edildik.

Nihayet valizlerimizi alıp otelimize gitmek üzere kapıdan çıkacaktık ki taksicilerin istilasına uğradık. Hepsi ayrı ayrı yolumuzu kesip valizlerimizi elimizden almaya ve kendi aracına bindirmeye çalışıyordu. Eşimin Fas’a üçüncü gelişi olduğundan duruma gayet vakıf, taksi durağının olduğu yerdeki şoförlerle sıkı bir pazarlığa girişti ve zaten kanunen talep etmeleri gereken ücrete kadar indirdiğine emin olduğunda bindik. (turistlere taksimetre açılışı adamın insafına kalmış. Bizden 245 dolar karşılığı talep eden bile oldu!!!)

Taksiler Mercedes. Ama bizim Albea’lar yanında Limuzin kalır. Resmen araçlar çürük. Paslanmış. Her yeri kırık dökük. Bir tek taksilerin değil, trafikteki tüm araçların durumu neredeyse aynı. Zira şerit kavramı yok. Herkes canı nereden isterse oradan sürüyor arabasını. Öncelik herkesin! Aynı anda herkes önceliğin kendilerinden olduğuna inanıyor. Bir tek kırmızı ışık kavramı oturmuş. Hepsi o. Araçların %70’inin yan dikiz aynaları kapalı. Ortadaki dikiz aynası ise sürücüye bakıyor. Şehirdeki maksimum sürat 90 ama 60’ı geçmiyorlar. Dakka bir gol bir otele vardığımızda ben baya tükenmiştim.

Otel fena değildi ama şehrin genelinde olduğu gibi yabancı dil Fransızca ve Arapça ve bizde yalnızca İngilizce var. İngilizceleri de bir tuhaf. Şahsen, en iyi ingilizce konuşanıyla bile anlaşmakta büyük zorluk çektim.

Milli içecekleri yeşil çay. Bizim gündüz kuşağı programlarında doktorların filan bas bas bağırdığı ‘günde 2 bardak’ dedikleri o yeşil çay; Kazablanka’da kişi başı 2 demlik olarak tüketiliyor.  Birinin ikram ettiği yeşil çayı reddetmek de pek sevimli bir hareket değil aklınızda olsun. Ayrıca, çayı bardağa doldururken demliği en az 1 metre yukarıdan tutup, sıçratmadan dökmek gerekiyor. Bardakta en az 3 parmak köpük olmadan ikram etmiyorlar. Köpük yoksa, bardağı demliğe geri boşaltıp aynı işlemi bir daha deniyorlar. Bildiğimiz çay bardaklarını, ince belli, ajda, vs, rüyanızda görürsünüz! Burada minik su bardakları kullanılıyor çay içmek için. Usül böyle.

Gelelim yemeklerine; ben genelde gittiğim yerin geleneksel lezzetlerinden tatmaya özen gösteririm. Ama bu sefer gerçekten cesaret edemedim çünkü inanılmaz yoğun bir baharat kullanımı söz konusu. Yemekleri, mutfakları, insanları aşırı keskin ve rahatsız edici bir kokuya sahip. Ayrıca yemeklerinde yüksek oranda argan yağı kullanıyorlar. Hayır yanlış yazmadım, argan yağıyla pişiriyorlar yemeklerini. Eşim zaten bilmediği hiçbir şeyi yemeyen, kokuya, görüntüye, servis edenin ellerine bile takıntılı oluveriyor yurtdışına çıktığımızda, o sebeple mümkün olduğunca İspanyol ve Fransız restoranlarını tercih ettik. Okyanus kenti olduğundan da bol bol deniz mahsülleri tükettik.

Başta bahsettiğim filmin çekildiği Ricks Cafe Casablanka’ya mutlaka uğrayın eğer yolunuz düşerse… İçerinin atmosferi tam da hayal ettiğim gibiydi… Çok seveceksiniz.

ricks

Ricks Cafe Casablanca

 

Ayrıca Le Petit Rocher’de muhteşem yemekler yiyip canlı müzik dinlemenizi ve Le Cabestan’da okyanus manzarasına karşı şarabınızı yudumlamanızı şiddetle tavsiye ederim.

pe petit bu

Le Petit Rocher Restaurant

le cabestan

ymk

Le Cabestan’dan

 

Yöresel çarşı-pazar kültürü içerisinde tabi ki yeşil çay setleri, milyon çeşit zeytin, argan yağı çeşitleri, bakır, gümüş, pirinç tepsi ve kaseler, el yapımı deri çantalar ve yerel giysileri olan djellaba var. Bu djellaba’lar uzun entarileri ve sipsivri kapüşonlarıyla tam anlamıyla büyücü kıyafeti 🙂 Altına da yine sipsivri burunlu terliklerle yöresel görünümünü tamamlayabiliyorsunuz. Üstelik kadın-erkek diye bir ayrım olmaksızın herkes giyinebiliyor.

çrsş2

 

Bir de efsanevi büyüklükteki Hassan II. Camii’ni dışarıdan da olsa görmenizi öneririm. Zaten nereye giderseniz gidin muhakkak minaresinin ucunu da olsa görebiliyorsunuz.

Gelelim arap milletine; pisler kardeşim! Yollara çöp atmaktan filan bahsetmiyorum. Bireysel hijyenleri neredeyse yok! Günde 5 kere abdes alıp nasıl kokabiliyorlar, nasıl hala leş gibiler ben anlamış değilim. Ama pisler. Avrupa’da taharet olayının olmamasına şaşırmadım elbette. Ama müslüman bir ülkede taharet olmaması beni gerçekten çok şaşırttı. Bu kadar ibadete düşkün insanlar nasıl olabiliyor da……

Yeniden gitmemiz gerekiyor esasında bu yıl içerisinde. Ben bir daha gider miyim? Big NO!

Reklamlar

4 Comments

      • Hayallerim daha gitmeden yıkıldığı için şanslıyım aslında, yazınızı samimi bir şekilde yazdığınız için teşekkür ederim 🙂 Duygularını samimi şekilde ifade eden yazarlarla karşılaşmak epey zor 🙂

        Liked by 1 kişi

  1. Merhaba, Fas’a yillar önce gittim ve ne yazik ki gittigimi unuttugum ulkelerden biri. Benim gibi gezmeyi bu kadar seven, bir de gezi yazisi yazan biri içi tuhaf bir durum ama hic ilginc bulmamistim Fas’i. Söylediklerinizin coguna hakveriyorum ama konu kisisel hijyen olunca bizde sinifta kaliyoruz. Bir ingiliz arkadasim istanbul’a vardiginda dikkatini çeken ilk seyin ter kokusu oldugunu soylediginde yerin dibine gectim. Iyi calismalar. Mutlu

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s