Genel
Yorum Yapın

İçimden geldiği gibi-2

Bazen çok uykusu olmasına rağmen yatak batar ya insana, kendiyle yüzleşir, değişik ayndınlanmalar yaşar, şükreder, dua eder, reddeder ya insan beynindekileri… İçimde kalacağına dışımda kalsın dedim ben de, üşenmedim, yazıyorum işte.

Kendimi ne zaman gerçekten seveceğimi bilmek istiyorum artık. Ne zaman aynada gördüğüm kadında kusur aramak ya da gördüğü kusurları yüzüne vurmak yerine onu olduğu gibi kabul edip, öylece sevebileceğim bilmiyorum. Başkalarına bu kadar merhametliyken kendime neden bu kadar acımasızım bilmiyorum. Yazmıyor bunlar benim okuduğum kitaplarda.

Ne mutlu bana ki içtiğim bir bardak sudan sonra bile içimden “oh çok şükür” derim. Şükrederim. Ama verdiği nimetlere… Kendimi de bu evrene bahşedilmiş bir nimet olarak görmeyi, çok heyecanlıyken bile sakin kalabilmeyi, hararetle bir şey anlatırken kendimi kaybedip olayı bir Hamlet tiradına dönüştürmeden basit, düz ve net olabilmeyi, daha az verici olabilmeyi… Mesela, “hayır” diyebilmeyi ve bir hayır yüzünden bin gün vicdan azabı çekmemeyi dilerdim. Fiziksel özelliklere imrenme olayını aşalı neyse ki çok zaman oldu. Nasıl olduysa onu başardım da kalanlar?

Kimseye bakmadan, kimseyi incelemeden kendim olabilmeyi çok isterdim mesela. Benim karakterimin herhangi bir atomunu parçalamaya kalksanız, çekirdeğe varana kadar beş yüz elli kişiden izler bulurdunuz. Oysa ben salt, kendim olmak isterdim.

32 yaşındayım. Sorsanız bana neye yeteneğin var diye, hala net bir yanıt veremem. En sevdiğim rengin ne olduğundan bile emin değilim çoğu zaman. Allahtan sevmediğim rengi biliyorum; neyse, ondan da emin olmadığımı bu satırda uzun süre bekleyince anladım. Hayırlısı olsun!

Her sabah, akşamdan hazırladığım topuklu ayakkabılı, elbiseli, kemerli kombinimi aynen askılarına geri asar, bir kot-bir kazak kombinimle günüme başlarım. Ve yine her akşam yataktayken kendime sabah koşuya çıkma yeminleri eder, asla çıkmam. Ve yine her gün yeniden yepyeni kararlar alıp tek bir tanesini bile uygulamam.

Ağırlıklı olarak kendimi başarısız bulurum ve bu gibi bireysel kusurlarımı da insan içinde deşifre edip kendimi rencide etmekten asla kaçınmam. Ama karşımda bunu kendine yapan biri olursa derhal terapi moduna geçer, konuşur, gaz verir, onu hayata yeniden bağlarım.

20’li yaşlarımın ortalarında sahip olduğum özgüven ve bu öz güvenin otomatik getirisi olan ‘aşırı havalı olma durumunun’ sanırım bu yaşımda sadece %20si kaldı. Bakın gerçekten kendimi gömmüyorum. İltifat filan da dilenmiyorum. En azından henüz o kadar bitik değilim ama o zamanlar gerçekten o kız kendine çok değer veriyormuş. Sonra 30 gelmiş çatmış. Bir şey olmuş. Ve o kızın yerine -dilim de varmıyor ama- tövbe estağfurullah- neyse söylemeyeyim- böyle kendinden bağımsız bir varlık gelmiş işte…

Tüm bu yazdıklarımı benim kişisel ve benzersiz özelliklerim olarak kabul edip, kendimi kocaman kucaklamak da bir seçenek olabilirdi ama ben kendimi reddetmeyi daha mı kolay buldum ne… Kendime olan inancımı ne zaman, hangi olayda kaybettim ben? Failim mi meçhul benim? Kurban mıyım şimdi ben?!

Anne rahminden bebekle beraber plasenta yerine detaylı bir bilgilendirme klavuzu çıksaydı hayat herkes için çok daha kolay olabilirdi belki.

Neyse, siz kendinizi çok öpün.

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s