All posts tagged: hayat

Güzel kalpli insanlar olsun etrafımızda!..

Geçen gün bir arkadaşım aradı. Uzun uzun konuştuktan sonra “bomboş bir insansın. İş kendi işin, ister gidersin ister gitmezsin. Çoluğun çocuğun da yok… Bari arada gel de benim kızlarıma teyzelik yap!” dedi. İlk seferinde dikkate almayıp, aslında bomboş bir insan olmadığımı, yoğun bir hayatım olduğunu, bazı günler 24 saatin dahi bana yetmediğinden bahsettim, gülümseyerek. Şaka yapıyor diye düşündüm. Ciddi olduğunu “bomboşsun, çoluk çocuk yok, kafana göre yaşıyorsun, sorumluluğun yok” diye üçüncü kere tekrar ettiğinde anladım. Çocuksuz kadın meyvesiz ağaç derler değil mi? Bir topluluk içine girdiğimde ilk sorulan “çocuk yok mu ya, ne zaman yapacaksın?” Geçen Cumartesi günü yeğenimin 40 mevlütünü okuttuk. Dua başladığında ben mutfakta hazırlıkları tamamlamaya çalışıyordum. Bitip de insan içine çıktığımda beni hayatında ilk defa görmüş olan ve ücreti mukabilinde evimize soktuğumuz hafız kadın bile “yavrum ben sana da dua ettim, duydun mu, Rabbim sana bir evlat versin diye” dedi. Kayınvalidem, halalar, yengeler, komşular… Yeğenimi 10 saniye kucağıma almamla aynı anda konuşmaya başladılar “ay eline ne kadar yakışıyor senin öyle allahım inşallah sana da nasip etsin. Bak hayırlı haberlerini bekliyoruz” vs vs …

Kadın / Erkek

Biz kadınlar neden böyleyiz? Neden biraz geri duramıyoruz? Neden biraz sakin bir şekilde, bir kenara çekilip kendimizi akışa bırakamıyoruz? -İlişkisini ayakta tutacak diye resmen kontrol manyağına dönüşen bir arkadaşımdan bahsetmek istiyorum; kendisi henüz 30 yaşında ve şehirlerarası, adı konmamış bir ilişkiyi yürütme mücadelesinde. Neredeyse attığı her adımı danışarak ve düşünerek atıyor. Kritik her mesaja yanıt vermeden evvel bana soruyor mesela. Bence zat-ı muhteremle ilişki yaşayan benim!!! TÜ-KEN-DİM!!! -Çocuğun arkadaşlarını da ele geçirmiş, kendisini sevdirmeyi de başarmış hepsine ve dört bir koldan ablukaya almış durumda. -Stalk yapmaktan gözlerine perde inmesine az kaldı. Yapma böyle, bırak dağınık kalsın dedikçe daha da körükleniyor. O sebeple doğru veya yanlış diye hiçbir fikir beyan etmeden yalnızca izlemeye karar verdim. Ama dayanamıyorum da… 🙂 -Bir stratejiler, bir cool havalar, bir detaylı planlamalar…. Sanırsın bir sonraki seçimlerde başbakanlığa aday! Nedir yani? Olacak olan her şekilde oluyor zaten, böyle oyunlara gerek kalmadan üstelik. Anlatamıyorum… Her yeni adımda kendi benliğinden bir tık daha uzaklaşırken, yani kendin olamazken, yani kendi öz benliğini reddederken, adamın seni istemesini beklemek… -Normalde aşırı kıskanç ama ‘kıskançlık özgüvensiz insanların işidir’ …

Sanki biri ‘pause’ tuşuma basmışçasına…

Herkese merhaba, Uzun zamandır yazmıyorum. Ne sır gibi sakladığım günlüğüme ne buraya ne de deliler gibi yayımlama hayali kurduğum romanımın taslağına… Sabah bilgisayarımın başına oturduğum andan itibaren tek yaptığım alışveriş sitelerinde gezinmek, günlük magazin haberlerine bakmak (-ki pek ilgimi çeken bir konu olmadı hiçbir zaman), sonra biraz şeker patlatma oyunu oynayıp birkaç video izleyip akşamı etmek. Kendi işim olmasına rağmen en ufak bir şey bile yaptığımı söylersem, yalan söylemiş olurum. Tek bir mail yazmadan günlerim geçiyor… İçimde sahip olduğum okuma ve yazma aşkı 20 günden fazla bir zamandır beni terketmiş görünüyor. Evde de durum pek farklı sayılmaz; kütüphanemin önündeki sallanan koltuğuma oturup sadece kütüphanemi seyredip hayal kuruyorum. Elimden hiç düşürmediğim kitaplarıma dokunmuyorum bile… Okunmak için sıra bekleyen onlarca eser ve yayım, orada, öylece duruyor. Depresyonda filan değilim. Olmamı gerektirecek bir durum da yok çok şükür. Neden böyleyim bilmiyorum ama zaman kaybı gibi geliyor bu hallerim, engel de olamıyorum. Diyeti bıraktım. Eskisinden daha çok sigara içiyorum ve normal zamanlarda tüketmediğim kadar yemek tüketiyorum. Bu aralar Secret’a sardım yıllar sonra yeniden. Sürekli “olumlu” düşünceler, imgelemeler ve anı …

1. Gün: Sevmekle hakkından gelinmiyor nefretin…

Rezervasyonu günler öncesinden yaptırmıştık. İçerisi hınca hınç dolu, sosyetenin en gözde mekanlarından biri. Herkes iki dirhem bir çekirdek. Ambiyans tam anlamıyla insana kendini Avrupa’nın en güzel şehirlerinin birinde, bilmem kaç yıldızlı bir restoranında hissettiriyor. Az sonra canlı müzik başlayacak ve muhtemelen bir asgari ücrete mal olacak yemeğimiz daha da şenlenecek. Özel günlerden birinde gelmeliydik belki de buraya. Lakin sevmem ben özel günleri. Bana kutlayacak daha şahsi şeyler gerekti hep. Basit şeyler; yeni aldığım kot pantolonum, kuaförde fön çektirdiğim saçlarım, mailime yanıt veren ve olumlu görüşmeler yaptığım bir müşteri adayı veya sabahki seksimiz… Kutlamaya değer, basit, şahsa münhasır şeyler… Öyle doğum günü, sevgililer günü, yeni yıl… Bana göre değil… Zorlama geliyor, mecbur kılıyor insanları. Daha birkaç saat önce hayvan gibi kavga etmiş, ağza alınmayacak laflar işitmiştim. Her zamanki gibi çok kırılmış, sessizce ağlamıştım saatler boyu. Sevgililer günüydü ve biz, en adi sevgililik mertebesinde dahi olamayacak kadar nefret doluyduk. Birbirimizi merhametsizce süzüyor, şahsen ben onun ölmesi için yalvarıyordum içimden Allah’a. Aradan ne kadar bir zaman geçti bilmiyorum-sanırım birkaç saat-yanıma geldi. Ama ne gelmek… Elinde baltayla koşan bir …

İçimden geldiği gibi

Sapsarı kumları olan bir sahilde sandalyeme oturmuş, ayaklarım ıslak kumların üzerinde, elimde en sevdiğim romanlardan biri, kahvem, sigaram… Denizin sesi yumuşacık, dinlendirici… Sıcacık, ısıtan ama yakmayan bir güneş tepede… Dalgalar nasıl cesur, nasıl naif , yalayıp geçiyorlar parmak uçlarımı; öpüp geri kaçıyorlar belki de… “Seni seviyoruz Beril” diyorlar… cevap vermiyorum. Bir sonraki sefer daha yoğun gelip ayak bileklerime kadar çıkıyorlar; “hadi ama! biz burdayız, iyi ol” diyorlar; gülümsüyorum. Bir sonraki dalga ayaklarıma bile ulaşmıyor. Sonra yeni baştan… Bırakıp kitabımı, denizi seyrediyorum. Her zaman sevdim denize bakmayı. Bir şeyler görebilmeyi, kimsenin göremediğini bir anda görebilmeyi umdum hep denizden. Hissettiğim tam olarak ne, adını koyamam ama şöyle tarif edebilirim; çok ama çok yıpratıcı bir maratona hazırlandım. Uzun yıllar boyunca insanüstü bir eforla çalıştım. Stresi, heyecanı, başarı azmi ve başarısızlık korkusuyla duygudan duyguya sürüklendim. Büyük gün gelip çattığında birinci olamadım. Velev ki üçüncüyüm. Ama bitti. Artık birdaha koşmak zorunda değilim. Artık bitti, kendimi yormak zorunda değilim. Artık bitti, duygu sellerinde sürüklenmek zorunda değilim. Sorumluluk almak, “en doğrusunu” düşünmek hatta doğru olanı yapmak zorunda bile değilim. Bana yalnızca “dinlenmek” …

Oku! / Empati – Adam Fawer

Yaşamınızın kontrolü sizde değil! Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz. Bu kitabı kapatabilirsiniz. O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz. Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz. Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar. Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın. Sadece ‘isteklerinizin’ tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.
(Tanıtım Bülteninden)